İKİZ HİKAYELERİ 32- Umut Nesrin Özduran

Umut’la biz Iraz Toros’un geçen seneki aktivite programlarından birinde tanıştık! 6 hafta boyunca her cumartesi ikiz kızlarımızın daha keyifli vakit geçirmesi ,daha eğitici aktiviteler öğrenmesi için 1saat orada görüşüyorduk.

Düşünsenize henüz 2yaşına yaklaşan ,4kız çocuğunun hal ve tavırları üzerine her hafta  çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz…O zamanlar Umut  da ben de emzik ,tuvalet eğitimi vs üzerine korkulu rüyalar görür haldeyiz :)

Aslında bugün tebessümle hatırladığımız o günler çok yakın zamanda yaşandı lakin ikizlerle hayat çok hızlı akıyor…

Derin ve Deniz ‘ in annesi Umut anlatıyor hikayesini …

umut nesrin

 

 

Planlanmayan tamamen sürpriz gelişen ve 8. haftada düşükle sonuçlanan bir gebelikten sonra yaklaşık 2,5 sene çocuk yapmaya uğraşmış, 2 ameliyat, sayısız hormon yükleme, 3 aşılama denemesinden sonra ilk tüp bebek denememizi yapmıştık. 31 yaşında olduğum ve ilk denemem olduğu için bütün ısrarlarımıza rağmen doktorumuz, yasal zorunluluk gereği tek yumurta transferi yapmış ve “bakarsınız tek yumurta ikizi olur, dua edin” demişti. BetaHCG hamile olduğumu belirtir şekilde yükselmiş, ultrasonda kese görünmüş, kalp atışı duyulmuştu. Çok heyecanlı ama hamile kalabilmek için yaşadığımız zor süreçten dolayı çok da tedirgindik. Normalde ikiz gebeliklerde Beta HCG çok hızlı yükselir ama benim sonuçlarımda böyle bir durum yoktu.
8. haftanın sonundaki kontrolde çok tedirgin bir şekilde kontrol için doktordaydık. Doktorumuz “burada” diye söze başlayınca ben direk “yine olmadı, düştü gitti” diye dünyamı karartmaya başlamıştım ki; “burada bir sürpriz var” dedi. Doktora “her şeye hazırlıklı olduğumu sanıyordum, ama değilmişim” dedim. O tek yumurta bölünüp, bize tek yumurta ikizleri tecrübesi yaşatmaya karar vermiş, hem de 8 hafta hiç ipucu vermeden sessizce beklemiş bıdıklarım. Eşim de ben de inanılmaz mutlu olduk ve hemen aileleri arayıp haber verdik.Hiçbir sorun yaşamadım ya da zihin sildi gitti kötü hatıraları!hiç bulantım olmadı, hiç kusmadım, hiç aşermedim, hiç belim ağrımadı. Son haftalarda artık çok büyüyen karnımın etkisiyle kasık ağrısı ve mide yanması vardı. Bunun haricinde hiçbir problem yaşamadığım, hem eşimin hem ablamın beni pamuklara sararak inanılmaz rahat ettirdiği bir dönem oldu hamilelik benim için.

Hamilelik sorunsuz gidince 35. Haftanın sonuna kadar çalıştım. 38. Haftada planlı sezeryanla doğum yaptım. Normal doğum istedim ama doktorumun “tek plasentayı paylaşan iki bebeğin doğumunda, birinci bebeğin doğumuyla refleks olarak küçülmeye başlayan plasentanın ikinci bebek için tehlike oluşturma ihtimali”ni anlatmasıyla anında vazgeçtim. Hiçbir risk almak istemedim.
Tek yumurta ikizleri aynı kanaldan beslendikleri için kilolarının yakın olarak seyretmesi (aksi durum çeşitli komplikasyonların habercisi olarak görülürmüş) tüm gebelik boyunca doktorumun en çok dikkat ettiği konuydu. Bebeklerimin ikisi de tam olarak 2.980 gram doğdular. Aile arasında hala 6 kilo çocuk doğurmuşluğum dalga konusu olsa da  sorunsuz, kalabalık bir grubun heyecanla bebekleri beklediği güzel bir doğum oldu.Derin ve Deniz sağlıkla katıldılar ailemize ,Ben kız da olsa erkek de olsa bir Deniz ismi koyacaktım, esim de hep Derin isterdi. İsimler daha 3. ayda belirlenmişti. Ama zamanla (mümkünatı olmasa da) sanki isimlerini verdiğimiz bebekleri daha çok benimsiyormuşuz gibi hissettik ve ben Derine Umay ekledim, Ertuğrul da Denize İlay ismini verdi.

Boyum 180cm. Hamile kaldığımda 60 kiloydum, toplamda 18 kilo aldım, doğumdan 6 hafta sonra doktor kontrolümde 61 kiloya inmiştim ama 8. Ayın sonunda işe dönerken 54 kiloydum. Evde geçen 8 ay, günde 8 öğün yememe rağmen beni tüketti üstelik doğum sonrasında  lohusalık tabir edilen dönemde kendimde genel olarak karşılaşılan bir hormona boğulmuş duygu halini hiç hissetmeme rağmen!

 

İlk 6 ay iki bebeğimi de sadece anne sütüyle besleyebildim. Hatta fazlasını sağıp depo bile yaptım. Annem hep “sütün yeter, benim çok sütüm olurdu” deyip durmuştu ama bu kadarını beklemiyordum. 14 ay anne sütü verdim, daha da vermek isterdim ama ek gıdalar ile faklı tatlar keşfeden kızlarım anne sütüne hiç ilgi göstermemeye başladılar. Son 3 ay sadece sağarak devam ettim, emmek istemediler ve sonunda eşimin “yeter artık, daha kendini ne kadar yıpratacaksın?” sorusu ile süt sağmanın aslında gerçekten zor olduğunu fark edip bıraktım.

Süt konusunda bir nacizane önerim var ;çocuk her huysuzlandığında memeyi ağzına tıkarak sütü fazlalaştıramazsınız. Bunun en etkili yolu öğün kavramı yaratmak. 3. Aydan itibaren 3 saatte bir (sonraları 4 saatte bire çıktı tabii) emzirme konusunda çok disiplinliydim. Bu da bana her zaman öğününde yeteri kadar süt alan ve anneyi emzik haline getirmeden çok güzel kilo alan bebekler olarak döndü.

Hastaneden geldiğimiz ilk gece nerede yatıracağımızı bilemeyip aramızda yatırdık ve bunun imkânsız olduğunu anladık. 2. geceden itibaren odamıza çok yakın odalarında tek beşikte birlikte uyudular. 4. Ayda hareketlenince kendi odalarında (aynı odada) birer beşikte uyumayı sürdürdüler. O günden bu güne hastalık, büyüme atağı vb. olmadığı her gece kendi beşiklerinde uyudular. Henüz odalarını ayırmadık, açıkçası 3 yaştan itibaren ayırmak istiyorum ama evi değiştirmemiz lazım, bu da çok zor!

 

8. Aydan itibaren ev işleriyle ilgilenen yatılı bir yardımcımız var ve iyi ki var, keşke daha erken başlasaymışız. Bebek bakımını babaanne-dede ya da anneanne-teyze dönüşümüyle götürüyoruz. 2 bebek için minimum 3 kişi gerekiyor ki herkes biraz nefes alabilsin. Ailede herkes kendi hayatından fedakârlık yapıyor. Ben “kimseden bir şey istemeyelim, 2 bakıcı ile gidelim” diye düşünüyordum ama biz ebeveyn olarak bazen tahammül edemiyoruz ki bu işi para için yapan birinin (işini hakkıyla yapan herkesi bu yorumumun dışında tutarım) tahammül edebilmesini beklemek biraz haksızlık. Bu nedenle kreş olayı başlayana kadar, şartlar da izin verirse bu düzenle gitme taraftarıyız.

Doğum sonrası 8. ay bittiğinde işe döndüm. Aktif olarak çalışıyordum ki kızlar 16 aylıkken meme kanseri teşhisiyle 7 aylık bir tedavi süreci için yine ara verdim. 2013 Aralık itibari ile yine işe döndüm,çalışıyorum.
Çalışınca çocuklardan zaman çalmış hissi oluşuyor. Her gün iş çıkışı koşa koşa eve gitmeye, mümkün olduğunca akşama plan yapmamaya çalışıyorum ama arada bir eşimle 2-3 gecelik tatiller yaparak şarj olmasak, devam etmek çok daha zor olurdu.
Her şeye adapte olabildik sanırım, olmayıp ne yapacağız:) ama halen en zoru araba. Bebekliklerinden beri pusetten, ana kucağından araba koltuğundan, hiç hoşlanmadılar. Arabada mutlaka aralarında benim oturmamı istiyorlar. Mecbur kaldığım bir kaç defada, bir elim direksiyonda bir elim arka koltukta onlara tahsis edilmiş olarak hiç vites değiştirmeden çok tehlikeli bir vaziyette kısa yolculuklar için araba kullanmışlığım bile var.

Eşim de ben de çanta-eşya vs. için titizlenen tipler değiliz, tüm ihtiyaçları esnek bir şekilde karşılayabilmek için yollar geliştirebiliyoruz mecbur kalırsak. Misal ayakkabısını giymek istemediği için kalın bir tabanı olmayan ev patikleri ile bir alışveriş merkezinde gezen bücür bizim kızımız  :)

Özellikle 2 yaş dönemi zor ve yıpratıcı ama en kızgın, bıkkın, yorgun olduğun anda bir “annem” diyerek  sisteme hard reset atılabiliyor sıpalar :) İkizlerden sonra tekrar doğum yapmayı düşünmem, Allah isteyenlere versin. İki çocuk fiziksel eforunun yanında maddi anlamda da zorlayıcı bir şey ki üçlemek bilinçli tercihim olmaz ama her çocuğun kardeşi olması gerektiğini düşünüyorum.

“ama bizimki çok yaramaaaaz” diyerek tek çocuk ile benim kadar efor harcadığını iddia edenlere sadece gülümseyebiliyorum.

İkiz bekleyen annelere en önemli tavsiyem;asla sütüm yetmez vb. düşüncelere girmesinler, her anne-bebek ilişkisi kendine özel dinamikler içerir;

*Teklif edilen her yardımı kabul etsinler!

*Mümkün olduğunca çocuk gelişimi üzerine okusunlar!

*Kendilerini şarj etmek için fırsat yaratsınlar, 2 gece anne-baba görmeyen çocuklar ne travmatize olur, ne eksik kalır. Gitmeden durumu çocuğa güzelce anlatmak (3 aylık bile olsa) ve döneceğini söylemek şartıyla tabii ki!

 

Evlat insanın içini titreten bir şey. Hep vereyim, en iyisini sunayım istiyorsun ama ikiz annesi olmanın tarifi imkânsız bir şey…Şu aralar inanılmaz bir bana düşkünlük var, ikisi de beni istiyor ama birbirlerini istemiyor. Anneyle baş başa zaman geçirmek istiyorlar ama ne zaman biriyle baş başa kalsam diğeri hemen agresifleşiyor. Bu paylaşılamama hissi, bana kendimi en ayrıcalıklı hissettiren şey hayatta.

Ama yine bu paylaşılamama hissi, ikiz annesi olmanın en zor yanı aynı zamanda. Yetemediğini hissediyorsun, ne yapacağını şaşırıyorsun. Anlatılmaz yaşanır bir durum…